Affetmek- Bağışlamak

Affetmek

Affetmek, Bağışlamak, konuyu kapatmak.

Neden affedemiyoruz?

  1. Suçlama; sorumluluğu karşı tarafa atma, “ben haklıyım” düşüncesi,
  2. Limitleyen inançlarımız ve kendimize koyduğumuz kurallar ben sertim benim duruşum kişiliğim bu,
  3. Ben affetmiyorum çünkü ben olsam ben ona öyle yapmazdım. Sonsuz ben’lerle başlayan cümleler dizilimi,
  4. Affetmiyorum çünkü tekrar yapacağını biliyorum ve ona güvenmiyorum.
  5. Affetmiyorum çünkü ben ona çok şans verdim. Tolere etmiyorum.
  6. Ona öfkeliyim ben bana yaptıklarını hak etmedim.

Aslına bakarsanız derin bir eylemdir affetmek çünkü ruhumuzun zihnimizin huzura ihtiyacı var.

İçini acıtan üzen sözlere eylemlere karşı kendini affetmeye açmak, bağışlamak, bırakmak ve salıvermek demektir.

Diğer bir deyişle, kişinin kendisine haksızlık edene içten içe öfkelenmeyi bırakması, kendisini öfkelendiren konu hakkında zihinsel geviş geçirmeyi bırakması demektir.

Canı sağ olsun demeyiz ama geçmişteki tatsız olayı zihninde yük olarak taşımayı bırakmayı tercih ederiz.

Bugünün dünyasında birileri tarafından belirlenmiş indirgeyici tanımlamalarda ne derler?

Güçlü insanlar affeder, bu hayatta çok şey görmüş hayatı bilenler affeder, affetmek cesaret işidir…

Bunları her duyduğumda gözümün önüne köşeleri olan bir kalıp gelir. Bu tarz sözler her söylendiğinde de bende şu duygu uyanır. O kalıbın içine gir. Çünkü cesur, güçlü insanlar böyle yapar.

Ben bu sözlere bağlı kalarak yaşayan biri hiç olmadım. Kimse affetmedi diye gücünden kaybetmez kimse affetmedi diye zayıf görünmez.

Konu affetmekse olay özgürleşmek olabilir. Affetmek özgürleşebilmek için kendine sunduğun düşünme biçimidir. Bunu da daha derinden anlamak için konuyu detaylı ele alalım.

Affetmek
Affetmek özgürleşebilmek için kendine sunduğun düşünme biçimidir.
Peki neden hafızamızda affedilecek konuları canlı tutarız?

Yaşadığımız tecrübelerle birçok acı, hayal kırıklığı, korku ve öfke duygusunu bilinç altımıza tek taraflı negatif kodlarla depoluyoruz.

Onları hatırlanmayacak noktalara itsek de en ufak hatırlatıcı bir duygu yaşadığımızda tekrar tüm o negatif duygular su yüzüne çıkıyor.

Nöroloji ve Koçluk hakkında yazdığım blog yazımda da değindiğim gibi beynimizin shift+delete butonu yoktur ancak konulara başvurmadığımızda yavaş yavaş zihnimizden silinebilirler.

Bir olaya maruz kaldığımızda o duyguyu alır ve onu tutarız.

Benzer bir olay başımıza geldiğinde bilinç altımız bize yaşadığımız (kaygı endişe korku öfke gibi) duyguları hatırlatır

ve ne yapmamız gerektiğiyle ilgili daha eski tecrübelerimizi rehber alırız.

Daha önce yaşamış olduğumuz tecrübeler de bize bazı kalıplar getirir.

Mesela Onu asla affetmem.

Haklı olan bensem, affetmesi gereken niçin ben olayım?

Hazmedemiyorum bana haksızlık etti.

Kırmızı çizgiyi geçen oysa ben neden yapıcı olayım, neden affedeyim?

O olsa affeder miydi? Ve tabii ki “ben haklıyım”.

Öyleyse…

Diğer bir deyişle, insanlar genelde günlük hayatta otomatik pilotta yaşarlar ve günlük yaşantımızda sıradan konularda bilinç devreye alınmaz.

Bilinç, beynin Ceo’sudur yani sizin şirketinizin Ceo’su ve küçük şirketlerin Ceo’su olmaz.

Yani, günlük hayatta otomatik pilotta yaşadığımız için ne düşündüğümüz nasıl düşündüğümüz nasıl kurguladığımızın farkında olamayabiliyoruz.

Ancak ister istemez bilinç dışında gerçekleşen düşüncelerimizle takıldığımız konular üzerinde o rehavete kapılıp kendimizi kışkırtabiliyoruz.

Sizi provoke eden bu anlarda kendinizi bulduğunuzda Ceo’yu çağırın yani bilinci devreye alın (Eagleman, 2016).

Kitapla ilgili detaylı bilgi almak isterseniz link üzerinden ulaşabilirsiniz.

Örneğin, ben affedemediğim bir konu hakkında düşünmeyi durduramıyorum ama bunu şu an düşünmemin bana faydası ne?

Şu an bana yardımcı olmayan bana hizmet etmeyen neyi düşünüyorum?

Bana fayda sağlamayan hatta zarar veren hangi olaya takılı kaldım?

Bu gibi sorularla bilinci devreye alın.

Bizler kendi haklarımızı korumaya eğilimliyizdir. Biri bizi kızdırıyorsa saldırıyorsa ve bizim tüm nezaketimize ve hoş görümüze rağmen bunu yapıyorsa onun bedelini ödemelidir.

Çünkü bunun altındaki en önemli sebep ben ona böyle davranmazdım düşüncesidir.

Bütün bu düşünceler bizi affetmekten ve uzlaşmaktan alıkoyar ama düşünmekten ve kafamızın içinde konuyu büyütmekten alı koyamaz.

Affetmek karşımızdaki kişiyi sevmek demek de değildir. Onunla konuşmamız dahi gerekmeyebilir. Sadece onun aleyhinde kendi kendimizle konuşmamak demektir affetmek.

Affetmek kızdığımız kişiyi suçsuz bulmak veya haklı bulmak demek değildir. Bunu yaptın ve seni affediyorum hayatımıza kaldığımız yerden devam edebiliriz demek de değildir.

Ona iyilik olsun diye değil kendimize iyilik olsun diye affediyoruz. Onun sergilediği davranışı konuşmayı sürekli zihnimizden geçirmemek için.

Daha az düşünmek için affediyoruz. Zihnimizi, zamanımızı boş yere israf etmemek için affetmeyi tercih edebiliyoruz.

Zihnimizdeki yükü özgür bırakalım hafifleriz. Zihinsel ruhsal duygusal enerji kaçağını affederek önleyebiliriz. Zihinsel patinajlarımızı engelleyebiliriz (Dökmen, 2018).

O zaman ne yapmak bize yardım eder?

Bizim için affetmek ne demek ne ifade ediyor nasıl affedebiliriz Affetmekle ilgili ne düşünüyoruz yeniden inşaa edeceğiz.

Affetmek geçmişimizde kalmış psikolojik düğümleri çözmek en azından o düğümleri biraz gevşetmektir. Zihinsel patinajı engellemektir (Dökmen, 2016).

Karşımızdaki kişiyi affediyoruz, bize yönelik hatalı davranışından ötürü ona için için öfkelenmeyi bırakıyoruz.

Ne zaman affedersiniz biliyor musunuz? o yükü omuzlarınızdan atmaya karar verdiğinizde gerçekten unutmak ve konuyu kapatmak istediğinizde affedersiniz.

Diğer türlü aklınızda sadece intikam almak bedel ödetmek vardır affedemezsiniz. Sizinle birlikte gelmesine müsaade etmiş olursunuz.

Koçlukta insanlara zihninde yük olan düşüncelerden kurtulmalarına nasıl çözüm getirdiğini ele alalım.

İnsanların size davranış biçimlerinden hoşlanmadığınızda seçeceğiniz iki yol vardır.

  • Ya hiç düşünmeden karşılık verirsiniz ve aklınızın bir parçası onlarla kalır,
  • ya da bir saniye durup olayları onların açısından gözden geçirirsiniz ve aklınız huzur içinde kalır. (Horn, 1997).

Moreno psikodrama ile bitmemiş işi bitirmek yöntemiyle terapide canlandırma yapar.

Ben koçlukta Gestalt araçlarını kullanarak onun rolüne geçmek, empati kurmak,

orada hissettiği duyguları anlamaya çalışmak üzerine odaklanarak seanslarımı gerçekleştiriyorum.

Danışanın karşısındaki affetmekte güçlük çektiği insanın öz gerçeğiyle tanışmasını sağlıyorum. Zihninde insana yük olan düşünceden kurtulmasına fırsat veriyorum.

Nlp de etkili çözümlerden biri olabiliyor. Danışanın konuya bakış açısı, konuyu nasıl değerlendirip yorumladığı tutum ve davranışları üzerinde etkili oluyor.

Bu nedenle Asla affetmem, affetmek aptallıktır! diyen birinin davranışını ele aldığımızda önce limitleyen inançlarını yansıtmak faydalı olabiliyor.

Değişim istediği noktada da bu yorumların yerini danışan yenileriyle değiştirip zihninde yarattığı prangalardan kurtulabiliyor.

Peki affetmek için ne yapabiliriz?

Affetmek bugünün dünyasında birileri tarafından belirlenmiş indirgeyici tanımlamalarından uzak içinde bırakmak yüklerinden arınmanın olduğu bir seçimdir.

Size desem ki bugüne kadar giydiğiniz tüm eşyaları bir bavula yerleştirin ve nereye giderseniz gidin yanınızda götürün. Götürmezsiniz. Ağır gelir.

Affedemediğinde de durum böyledir. Zihninizi yoran bütünlüğünüzü bozan düşüncelerinizi yanınızda götürmüş olursunuz.

Kendine soru sor. Affetmen gereken bir konudan ne öğrenebilirsin? Konuya dair senin çıkarımın ne?

Benim hayatımda artık bana hizmet etmeyen bana yardımcı olmayan neyi çıkarmalıyım

Bir kişinin bir şeye karşı direnci, anladıklarına ve inandıklarına dayanır. Sen affetmeyi yanlış görüyorsan sen affetmemeye bırakmamaya devam edeceksin.

Affetmek kendine verdiğin bir hediyedir. Affetmiyorsun çünkü sen onlara değer veriyorsun. Affediyorsun çünkü sen kendine değer veriyorsun.

Geçmişi savunarak yaşamak zordur. Sadece geçmişte olanları düşünür ve çapa atarsan, geçmiş seni devam edememen yol alamaman için sabote eder.

Bu düşüncelerin prangalarından kurtulmazsan geleceğe ilerleyişine odaklanamazsın.

Sizinle eve giren köpek taktiğini paylaşmak istiyorum.

Bir gün evdesiniz kapıyı açtınız ve içeri bir köpek girdi. Patileri çamur içinde salonda koltukların tepesinde masanın üzerinde her yere basarak tüm odayı çamura buluyor ve yüksek sesle havlıyor.

Neye ihtiyacı var diye bakıyorsunuz. Yemek su veriyorsunuz.

Ancak havlaması kesilmiyor artık beyniniz uğulduyor.

Odanın kapısını kapatıp yalnız bırakıyorsunuz sakinleşmesi için, hayır daha da yüksek sesle havlıyor.

Sonra salona giriyorsunuz köpeğin yüzüne ve gözlerine dikkatle bakıyorsunuz.

Köpek galiba benim varlığımı kabul etti ve beni anlıyor diye düşünüyor.

Yavaş yavaş havlamaları azalıyor ve bitiyor. Çünkü köpeğin orada olduğunu kabul ettiniz.

Köpek orada köpek gitmiyor sadece yüksek sesle havlamıyor ve bütün eve çamur bulaştırmıyor.

Durumu, var olanı olduğu gibi kabul ettiğiniz için.

Bizi bu kadar yoran, üzen düşüncelerin varlığını kabul edeceğiz.

Onlar orada onlar gitmeyecek. Sadece değiştiremeyeceğimiz şeylerle can siper mücadele etmeyip olayla el sıkışmanın yollarını arayacağız.

Durumun üstünü örtmek demek değildir affetmek, yok saymak, hiç olmadı kabul etmek değildir.

Hatta kişiyle de alakası yoktur affetmenin. Affettiğiniz kişiyle tekrar konuşmanız dahi gerekmez.

Affetmek olayla el sıkışmaktır. Başımıza gelen olayı değiştiremesek de o olayla ne yapabileceğimizi bulabiliriz.

  • Bir şey yapabilecek olsaydınız zaten yapardınız, yapamadınız mı? her şeyi değiştiremezsiniz geçmişi de değiştiremezsiniz el sıkışın.
  • Affetmek sizin iç dengenizi korumanıza ve huzurunuzu sürdürmenize fırsat verecektir.
  • Öfkenin çevresinde dolaşmaktansa merhametin kollarına kendinizi bırakabilir kendinizi mutlu edebilirsiniz.

Başında da dediğim gibi, affetmek bir seçimdir ve Seçim Senin.

Sevgiler.

ICF Koç Sevde İsteyin

 

 

 

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir